Kamplaşalım ve ayrışalım ama nasıl?


Yüz yıllık Türkiye tarihine göz attığımızda yaşadığımız bu azımsanmayacak kadar uzun sürenin basit ayrışmalar ve çatışmalar sebebiyle boşa geçtiğini düşünmüş olmalısınız. Hele görmüş geçirmiş ve yaşı kemale ulaşmış büyüklerimiz sitemle ve pişmanlıkla anlatırlar’’ Heba olan’’ yılları.

Kör döğüşü misali bizi bize kırdıran ve bizde takat bırakmayan meğer nice suni ayrışmalar yaşamışız. Hadi başlayalım bir ucundan:

Muhafazakarlar-yönü batıya dönükler.

Köylüler-şehirliler.

Türkler –gayrimüslimler.

Müslümanlar –laikler.

Askerler-siviller.

Sağcılar-solcular.

Türkler-Kürtler.

 Başını örtenler-örtmeyenler.

Doğulular-batılılar.

Ve en tazesi Türkler-Suriyeliler.

Birbirimizi suçlamış ve birbirimize kin beslemişiz. Ölenler öldüğüyle kalmış, hayatta olanlar acılarla yoğrulmuş bir mazinin köleleri olmuş.

Elde avuçta yine pek bir şey yok. Kırk yıl önce dünya ekonomisinden aldığımız pay %3,5 iken 2020 yılı itibariyle %0,85’e gerilemişiz. Yani birbirimizi dövmekten teknoloji ve bilim trenini kaçırmışız.

Kamplaşmadan ve ötekileştirmeden yaşayamayız hem de ‘’öteki’’ olmazsa ‘’Biz’’ olmayız ki diyorsanız. Bize belki faydası olabilecek ayrışma seçeneklerini sıralamaya başlayalım.

Sadece kendini ve ailesini düşünenler-toplum menfaatleri için çırpınanlar.

Asgari ücretle hayatta kalmaya çalışanlar-bir milyon lirayı faize koyup ayda asgari ücretin yaklaşık altı katı kazananlar.

Ahlakın dinin temeli olduğuna inananlar-Yaşam tarzıyla dinin ahlaki bir temele ihtiyacı olmadığını iddia edenler.

Konuşan, müzakere ve istişare edenler-‘’Ben her şeyi biliyorum’’ diyenler.

Hatalarından ders çıkaranlar ve kirlendikçe temizlenenler -Hiç hata yapmadığını ve kirlenmediğini düşünenler.

Hiç bir koşulda yalana itibar etmeyenler –hedefe doğru giderken bazen yalan söylemenin gerekebileceğini düşüneneler.

Kimseye el açmadan çoluk çocuğunun rızkı için gün doğmadan yollara düşenler-Çalışmak yerine birilerinin vereceği üç kuruş yardım için oy pazarlığı yapanlar.

Adil olanlar-zalimler.

Borç içinde hayatta kalmaya çalışanlar-salgında devletin verdiği kredileri dövize veya altına yatırıp sohbetlerde gerine gerine anlatan cingöz işletmeciler.

Liyakatin devleti güçlendireceğini düşünenler-nepotizmin ne olduğunu bilmeyip vasat çocuklarını ve akrabalarını devlet kadrolarına doluşturanlar.

Çoğulculuğa inanalar-çoğunluktan yana teslimiyetçiler ve güce tapanlar.

Hukukun gücüne inananlar-gücün hukukunu destekleyenler.

Kendisi ve çevresinin sağlığı için aşı olanlar - ‘’aşı olmayın’’ diye bağrışıp duranlar.

Bunlar ilk akla gelenler.

Bir de böyle ayrışmayı denesek.

Gelecek için, çocuklarımız için, ülkenin bekası için veya hala hayatta olanlar için denemeye değmez mi?

Şimdi tarafımızı seçme ve kamplaşma zamanı.

 

 

 

dryalcincan@dijitalgaste.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
23Eyl
16Eyl

Kapanmayan yara Adnan Menderes

02Eyl
27Ağs

Lider sıkıntısı

09Ağs

Kaybedenler Cumhuriyeti