6 Eylül’ü hatırlar mısınız?


Geçmiş bir rüyaya benzer. Şimdiye nasıl geldiğinizi anlatan milyonlarca fotoğraf ve duygu mozaiği. Zamanla detaylar bulanıklaşsa da beynimizin kıvrımlarına yaşanmış kaydedilmiştir tüm yaşananlar. Farkında olmasak da bizi biz yapan yapının tuğlalarıdır, geçmişin kayıtları.

Yaşadıklarımızdan çıkardığımız sonuçlar duygudan arınmış, mantık temelli ve müspet olduğu sürece arif yapar sahibini.

Sizlere konuşmaya utandığımız, görmezden ve duymazdan geldiğimiz bir konuyu, 6-7 Eylül olaylarını hatırlatacağım.

6 Eylül 1955’te, İstanbul’da yaşayan Rum azınlığa karşı yapılmış organize bir saldırı ve yağma hareketinden bahsedeceğim. Tabi ki işin arka planında defalarca karşılaştığımız aktörler olan Gladio, Milli Emniyet Hizmeti, Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla ve benzeri yapıların parmağı olduğu söylenir.

Olay 6 Eylül’de radyoda ve gazetelerde Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’teki evinin Yunan’lılar tarafından bombalandığı yalan haberiyle başlar. Önceki aylarda da Kıbrıs’ta Rumların Türk azınlığa baskıları sebebiyle kamuoyunda Rumlara karşı zaten bir öfke olması olayların akışını hızlandırdığı fikri doğrudur. Bomba haberi sonrası bazı cemiyetlerin de ön ayak olmasıyla 6 Eylül akşam saatleri gayrimüslimlerin evleri ve işyerlerine büyük bir saldırı başlar. İstanbul’un çeşitli semtlerinde sabah saatlerine kadar beş bin civarı ev, iş yeri, kilise ve mezarlık tahrip edilir, 73 tane Rum Ortodoks kilisesi ateşe verilir. Resmi kaynaklar ölü sayısının 11 civarı olduğunu belirtir. Tecavüze uğrayıp korktuğu veya utandığı için şikayette bulunamayan 400 civarı gayrimüslim kadın olduğu bir makalede geçer.*

Olaylar sonrası sıkıyönetim ilan edilir yaklaşık 5-6 bin kişi tutuklanır. Hükümet zararlarını belgeleyenlere cüzi miktar tazminat ödemeyi kabul eder. Olaylar sonrası Türk vatandaşı gayrimüslimler can korkusuyla ülkelerini terk ederler.

Kurbanın bizden olmaması duyarsız kalmamızı gerektirmez. Benzer bir olayın milyonlarca vatandaşımızın yaşadığı Avrupa’da olduğunu varsayın o zaman olayın vehametini bir ölçüde hissedebilirsiniz.

Dünya basınında Türkiye için; hukuk ve güvenliğin olmadığı, yağmacı ve ırkçı benzeri ağır suçlamalar yapılır. Kendi içimizde de suçlamalar 27 Mayıs Askeri Darbesi sonrası davalarına kadar sürer.

Olaylar sonrası Türkiye; dünyada itibarını kaybetmiş, daha gri, daha sekter ve rengarenk motiflerini biraz daha kaybetmiş bir ülke olur. Düzene darılan ve utancından boynu bükük bir köşeye çekilen bir avuç duyarlı insan dışında gündem ısınmaya devam eder, ta ki 27 Mayıs 1960’a kadar.

 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi’nde ve sonrasında bizi daha büyük bir utanç beklemektedir.

Destanlar ve kahramanlıklarla beraber kusurlarımız ve utançlarımız da bizimdir. Unutmamak, hatırlamak ve yaşananlardan dersler çıkarmak insana özgü en bilge davranışlardandır. Bu özellik devlette de olmalı, devletin hafızası da her daim güçlü olmalı ki aynı hatalara bir daha düşmeyelim.

Geçtiğimiz günlerde Altındağ’da yaşanan Suriyeli mültecilerle yerel halk arasında yaşanan tehlikeli çatışmaların ve kontrolsüz Afgan göçmen akınının önümüzdeki süreçte titizlikle takip edilmesi ve sağduyunun elden bırakılmaması temennimizdir.

‘’İnsan, nisyan ile maluldür’’. Der eskiler. Nisyan, gaflet veya unutmak demek. Unutmak büyük bir nimet bizler için ama hatırda tutmanın değeri paha biçilemez.

* "6-7 Eylül yağma olayları bir MİT organizasyonu". Sabah. 2 Şubat 2009.

dryalcincan@dijitalgaste.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
23Eyl
16Eyl

Kapanmayan yara Adnan Menderes

02Eyl
27Ağs

Lider sıkıntısı

09Ağs

Kaybedenler Cumhuriyeti