Gazeteci Fatih Altaylı, hakem Halil Umut Meler'in Ankaragücü Başkanı Faruk Koca tarafından saldırıya uğramasına dair yazısında, "Yumrukla yere yıkılan hakeme, başkan ve yanındakiler yerde tekmelerle saldırdılar, kafasına bile tekme attılar. Araya girenler olamasaydı, Halil Umut Meler sahada linç edilip yaşamını kaybedebilirdi. Hastaneden bana gelen ilk haberde Meler’in elmacık kemiğinin kırıldığı tespit edilmişti. Beterinin olmaması yalnız şanstır. Ölebilirdi. Sahanın orta yerinde. Peki şaşırdınız mı! Ben hiç fakat hiç şaşırmadım." ifadelerine yer verdi.

Altaylı, Fenerbahçe Başkanı Ali Koç'un açıklamalarını eleştirerek, "Türkiye’nin en iyi okullarda eğitim almış, en kaliteli gibi görünen kulüp başkanının hakemleri hedef alarak 'Onlara nefes aldırmayın, nerede görürseniz tepki gösterin, AVM’de bile görseniz tepki gösterin.' dediği bir ülkede süresiz olarak maçlara çıkmama kararı aldıklarını açıklamak zorundalar.

"Futbol Federasyonu elbet işlerin buraya gelmesinin sorumlusudur." ifadelerini kullanan Altaylı, AK Parti kurucusu ve iki dönem milletvekili diye bir kulüp başkanına 'Fair Play ödülü' verirsen o ödül gelir yumruk olur. Ama kimse de federasyonu baş sorumlu ya da tek sorumlu ilan etmesin." şeklinde yazdı.

Altaylı'nın "Kim Halil Umut Meler’i hayatı boyunca unutmayacaktı?" başlıklı köşe yazısı şu şekilde:

Geçen seneden beri “Niye spor programı yapmıyorsun?” diye soranlara “Bu sporu mu?” diye yanıt veriyordum. 

Bun birkaç kez Youtube’da ve burada da söyledim. 

“Bu sporu mu?” 

Ne demek istediğim dün Ankara’da anlaşıldı. 

Bir hakem, hakem Halil Umut Meler, Ankara’da, Ankaragücü-Rizespor maçının bitişinde herhangi biri tarağından değil, Ankaragücü Başkanı tarafından yumruklandı. 

Yumrukla yere yıkılan hakeme, başkan ve yanındakiler yerde tekmelerle saldırdılar, kafasına bile tekme attılar. 

Araya girenler olamasaydı, Halil Umut Meler sahada linç edilip hayatını kaybedebilirdi. 

Hastaneden bana gelen ilk haberde Meler’in elmacık kemliğinin kırıldığı tespit edilmişti. 

Beterinin olmaması sadece şanstır. 

Ölebilirdi. 

Sahanın orta yerinde. 

Peki şaşırdınız mı!

Ben hiç ama hiç şaşırmadım. 

Bekliyordum. 

Ama sahada, ama dışarda. 

Sizce bu şimdi saldırganların arkasına sığınacağı gibi “Bir anlık öfke” mi, yoksa bile bile lades mi!

Ankaragücü teknik direktörünün saldırıdan saniyeler önce, hakeme parmağını sallayarak küfürler savurduğu ve sahaya girmesinin İlhan Palut tarafından engellendiği görüntüler konuşuluyor. 

Peki aynı kişinin, yani Ankaragücü teknik direktörünün çok önce verdiği bir röportajda “Halil Umut Meler’i hayatım boyunca unutmayacağım” dediğini de hatırlıyor mu herkes! 

Belli ki, unutmamış, unutturmamış! 

Saldırı kadar vahim olan ise olayın sorumlularında bir üzüntü, bir pişmanlık olmaması. 

Elbette tüm Ankaragücü taraftarı değil ama bir grup, Başkan’a destek çıkıyor, hak veriyor, alkışlıyor. 

Rezilliğin dik alası budur.

Bu olaydan İngiltere’nin Heysel Faciası’ndan çıkardığı gibi bir ders çıkarılır diyeceğim ama elbette ki, öyle bir şey olmayacak. 

Bir iki açıklama, birkaç sorumluluğa davet demeci falan konu kapanacak. 

Bence ilk adımı hakemler atmalı. 

Türkiye’nin en iyi okullarda eğitim almış, en kaliteli gibi görünen kulüp başkanının hakemleri hedef alarak “Onlara nefes aldırmayın, nerede görürseniz tepki gösterin, AVM’de bile görseniz tepki gösterin.” dediği bir ülkede süresiz olarak maçlara çıkmama kararı aldıklarını açıklamak zorundalar. 

Futbol Federasyonu elbette işlerin buraya gelmesinin sorumlusudur. AK Parti kurucusu ve iki dönem milletvekili diye bir kulüp başkanına “Fair Play ödülü” verirsen o ödül gelir yumruk olur. 

Ama kimse de federasyonu baş sorumlu ya da tek sorumlu ilan etmesin. 

Sonuçta federasyon da bu ülkenin aynasıdır. 

Aynada gördüğümüz kendi yansımanızdır, kendi yansımamızdır. 

Ne mi olur, hiiiç!

Bundan sonra ne olur?

Herkesin sorduğu soru bu. 

Ben size söyleyeyim. 

Hiçbir şey olmaz. 

CHP'den Türk Telekoma tepki: Bu cüreti kimden almaktadır? CHP'den Türk Telekoma tepki: Bu cüreti kimden almaktadır?

Aynı tas aynı hamam olur. 

Bakın spor yazarı Uğur Meleke şahane toparlamış. “14 Eylül 2010’da Mersin İdmanyurdu ile Samsunspor arasında oynanan 2. Lig müsabakasında Mersin’in koçu Yüksel Yeşilova sahanın içinde 6 yerinden bıçaklandı. Bıçaklı saldırgan sahaya protokol tribününden inmişti. 2013’te 20 yaşında Fenerbahçeli bir taraftar bıçaklanarak öldürüldü, bir yıl sonra Manuel Fernandes saha içinde sırtına tekme yiyerek yere düştü. Fernandes’i saldıran spor teröristi bir hafta sonra başka bir stada akreditasyon kartı ile giriş yaptı. Burak Yılmaz Rize’de suratına isabet eden bir çakı ile ciddi yaralandı. 2015’te Fenerbahçe otobüsüne silahlı saldırı yapıldı. Olayın failleri hâlâ yakalanamadı. Volkan Bayarslan’a saha içinde arkadan yumruk atıldı. Saldırgan birkaç saat içinde salıverildi, alkışlarla karşılandı. Saha içinde Salih ve Cenk’e saldırmak isteyen bir sporsevmezi durduran Josef de Souza’ya federasyon tarafından ceza verildi. Josef sezon sonunda ülkeyi terk etti.”

Herhalde anlamışsınızdır ne olacağını ya da ne olmayacağını.

Üstelik bu kez saldırgan Ankaragücü Kulüp Başkanı ve eski AK Parti milletvekili. 

Hukukçu Gönenç Gürkaynak, “Mahkemenin ne kadar yumuşak davranmak istediğine bağlı olarak 7,5 ay ila 18 arasında bir hapis cezası talebi ile yargılanır. Ceza 4,5 aya kadar da düşebilir” diyor. 

İşin ceza hukuku boyutu bu. 

Spor hukuku boyutu ise Uğur Meleke’nin yukarıda verdiği örneklerle sabit. 

Şimdilik “Nasılsa unutulur” tatili. 

Sonra “nefes aldırmamaya” devam. 

Editör: Batuhan Yavuz